Evlerimizin Duvarları Çernobil'den Daha Tehlikeli

Evlerimizin Duvarları Çernobil’den Daha Tehlikeli

Evlerimizin Duvarları Çernobil'den Daha Tehlikeli
08 Aralık 2016 - 19:01 - Güncelleme: 08 Aralık 2016 - 19:05

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinde düzenlenen “Radyasyon” temalı panelde yapılan bilimsel açıklamalar, duvarların Çernobil’den daha fazla kanser riski taşıdığını ortaya koydu.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesinde düzenlenen “Radyasyon” temalı panelde, Çernobil’den dünyaya yayılan sezyum gazının bölgede etkisinin yok denecek seviyelerde olduğu, ancak içerisinde oturduğumuz binaların yaydığı radon gazının akciğer kanserini tetikleyen birinci etken radyo aktivite olduğu vurgulandı.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi tarafından “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde Radyo Aktivite” konulu bir panel düzenlendi.

Panelde tema 1986 yılında Ukrayna’nın Çernobil kentinde nükleer santralde patlama sonrası yaşanan radyo aktivite sızıntısı oldu. Panelin açılış konuşmasını yapan Recep Tayyip Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Karaman, Ukrayna’daki Çernobil Müzesinden temin edilen patlama sonrası radyasyon yayılımını gösteren bir filmi izlettirip, yabancı bilim insanlarının yaptığı çalışmalara göre Çernobil’den yayılan radyoaktivitenin Doğu Karadeniz Bölgesi’ne uğramadığını söyledi.

“Metzamor Türkiye için büyük risk taşıyor”

Panelde konuşan Biltis Eren Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mahmut Doğu ise, ülkemizdeki nükleer santral karşıtlarına atıfta bulunarak, Ermenistan’da bulunan ve ömrünü tamamlayan Metzamor Nükleer Santrali’nin Türkiye’de yapılacak herhangi bir santralden Türkiye için kat kat daha fazla nükleer risk taşıdığını belirterek, “Bizim burnumuzun dibinde iki nükleer reaktör var. Biri Bulgaristan’da, bir diğeri ise Ermenistan’da. Yaklaşık 20 yıl önce bunların sökülmesi lazımdı. Sökmek için Ermenistan para almış ama ekonomik sıkıntıları gerekçe gösterip parayı farklı yerde kullanmışlar. Bu reaktörler faaliyetlerini halen sürdürüyor. Ömrünü tamamlamış bu reaktörlerde olacak sıkıntı veya arızalar, Türkiye’nin her neresinde kurarsanız kurun bizim için bunlardan daha fazla risk oluşturmaz. Eğer gücümüz varsa önce Bulgaristan ve Ermenistan’daki bu yüksek riskli santralleri kapattıralım, sonra ülkemizde kurulacak olan santrallere bakalım” dedi.

“Yerli detektörler ithallerin yüzde biri maliyette”

Doğu, Türkiye’de kendi imkanları ile radyasyon detektörü ürettiklerini ve maliyetin dışarıdan satın alınanların yüzde biri fiyatında olduğunu söyledi. Doğu, “Özellikle radon kısmında kullanılan detektörleri kendi imkanlarımız ile ürettik. Bunu TÜBİTAK zamanında gerçekleştirmiştik. Onların cihazları ile elektronik bölümü imkanları ile gerçekleştirmiştik bunu. Kendi imkanlarımız ile imal edince gördük ki dışarıdan binlerce dolar verip satın aldığımız cihazları biz çok çok düşük rakamlarda üretebiliyoruz. Dışarıdan satın alınan ürünler ile kıyasladığımızda arada yüz kat kadar fazla bir fiyat farkı görüyoruz” diye konuştu.

“Duvarlarımız Çernobilden daha tehlikeli”

Doğu, radon gazının doğal radyo aktivitedeki payının yüzde 55-60 civarında olduğunu ifade ederek, “Radonun doğal radyo aktivitedeki payı yüzde 55’dir. Bu nedenle özellikle binaların yapılmasında, yaşam alanlarımızın oluşturulmasında, çalışma alanlarımızda radonun önemsenmesi gerekiyor. Yaşam alanlarımızın her yanı toprak kaynaklı olduğu için aldığımız radyasyonların yüzde 55’i bundan kaynaklandığı için bunun önemsenmesi gerekiyor. Gaz olduğu için doğrudan akciğerlerimiz ile etkileşen bir radyo aktivite maddedir. Bu gaz kullanmış olduğumuz inşaat malzemelerinin tümünde var. Boyasından çimentosuna kadar. Özellikle mermerlerde de bu gözlenmekte. Biz Erzincan’dan çıkan bir mermer üzerinde ölçüm yaptık. Birde kaliteli olarak kabul edilen ithal İtalyan mermeri üzerinde bir inceleme yaptık. İtalyan mermeri üzerindeki radyo aktivitenin yerli mermerden kat kat fazla olduğunu gördük. İnsanımız lüks yaşamak istiyor. Fazla para verip bu ithal mermeri alarak bir de hızla ışınlanıp gidiyorlar” şeklinde konuştu.

“Çernobil siyasi olarak kullanıldı”

Panelde konuşan Karadeniz Teknik Üniversitesi Fizik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Uğur Çevik, Çernobil patlamasının yaşandığı günlerden bugüne kadar konuyu bilimsel olarak incelediğini ifade ederek, Çernobil’in siyasi olarak kullanılarak Türk çayının kirletilmek istendiğini söyledi. Çevik, “Siyasetçi Uğur Dündar’a diyor ki ‘bu köyde kanserden 200 kişi öldü.’ 91 yılında gerçekleşiyor bu. O köyde inek ve tavukları da saysanız o sayıya ulaşamazsınız. Taş çatlasa 20-30 hanelik bir köy. Kanserden 200 kişi öldü denince köyde 200 tane mezar da yok. Dolayısı ile Çernobil her zaman siyasi olarak kullanılmıştır. O yıllar biz bölgede ölçüler yaptık. Bu ölçümleri yayınlamadık. O dönem bu ölçümleri yayınlasaydık herhalde bine yakın atıf almıştık. Ölçümleri yayınlamamıza izin verilmedi. Sadece bilgileri devletin ilgili makamları ile paylaştık. O dönem farklı farklı senaryolar çizildi. Herkes bir şeyler söyledi. Aslında bilimsel etiğe güvenilerek bu işler yapılsaydı, siyasetçiler bu işlere karışmasaydı iş çok daha kolay çözülürdü. Çay radyasyonlu olsa bile o çayı yıkadığınızda bile radyasyonu azalır. Radyasyon böyle bir şeydir. Bence o yıllarda çok siyasi yanlışlar yapıldı. Türk çayı kirletilmeye çalışıldı” dedi.

“Doğu Karadeniz’de Çernobil’in etkisi gözlenmedi”

Çevik, bölgede yaptıkları ölçümlerde Çernobil patlamasının etkilerini gözlemediklerini belirterek, “Bir metreküp havada 3 bin 700 bekerel olarak ölçülmüştür. Patlama sonrası yayılım merkezden kuzeye, batıya doğru olmuştur. Haritalara bakıldığında Karadeniz’e herhangi bir şey gelmediği görülüyor. Haritalarda görülen Marmara ve Batı Karadeniz’deki etkileşim ise metreküpte 500 ile bin 300 bekerel olarak ifade edilebilir” dedi.

“Çernobil akciğer kanserine neden olmaz”

Çevik, bölgede sık görülen kanser türlerinden akciğer kanserine Çernobil’den yayılan sezyum parçacığının değil içerisinde yaşanan duvarların da yaydığı radon parçacığının neden olabileceğini belirterek, “Çernobil’den yayılan radyo aktivite uranyumdan yayılan sezyum denen parçadır. Bunun dışında başka parçalarda yayıldı ama bunların yarı ömürleri çok kısa olduğu için çok kısa zamanda yok oldular. Sezyum dediğimiz yarı ömrü 30 yıl olan parçacık Avrupa Kıtası'nı etkisi altına alan bölgelere yayıldı. Sezyum parçacığının akciğer kanserine neden olma ihtimali hemen hemen sıfırdır. Aynı şekilde kemik kanserine sebep olma ihtimali de yok denecek kadar azdır. Her parçacığın vücutta tutunma ve kansere etkenleri farklı farklıdır. Mesela radon akciğerlere solunum yolu ile alınıp akciğere yapıştığı için akciğer kanserinde birinci etken parçacıktır. Sezyum akciğer kanserine neden oldu dersek yanlış yapmış oluruz” şeklinde konuştu.

YORUMLAR

  • 0 Yorum